Daha önceki yazımızda Bafa Gölünden  ve Bafa Gölü Kral Yolundan bahsetmiştik. Bu yazımız onların devamıdır.

Heraklia’nın zeytin ormanı

kral-yoluAşıtın uygun bulduğumuz yerinden inmeye başladığımızda taş döşeme yolun devamına da ulaşmıştık. Oldukça dik bir vadiye dönüşen güney yüzde döşeme yol zaman zaman kayboluyordu. Tüm Latmos’u dolaştığını sandığımız taş döşeme yol, Kral Yolu’ydu ve enfes bir işçiliği vardı. Heraklia kentinin canlılığını koruduğu dönemden kalmış zeytin ağaçları bir orman gibiydi. inişin bir yerinde set de, döşeme yol da yok oldu. Rotayı şaşırıyordum ki ekibin ısrarıyla sola doğru yöneldim. Aşıtın 900 metrelik yüksekliğinden hızla irtifa kaybediyorduk. Alacakaranlıkta Yediler Manastırı’na yetişmeye çalışmaktan, daha ilk pınarın başında vazgeçtik. Karanlıkta Yediler’e inmek anlamsız olacağından geceyi dik vadinin içindeki pınarın yanında geçirmek üzere yine hızlı ve pratik işbölümüyle kampımızı kurduk. Lassie yemek için her seferinde yanımızda heyecanla bizi beklerken bu sefer öyle yorulmuştu ki, çadırın yanına seriliverdi. Daha sonra hazırladığım bol karışımlı başarısız yemeği o bile yemedi.

Sabah kahvaltısında kırıntıları da tükettikten sonra kaya tırmanışı dersinde yeni dostlarımızı bilgilendirdim. Her ikisi de oldukça istekliydi. Birkaç deneme tırmanışından sonra toparlanıp aktivitenin son yürüyüşüne başladık. Yediler Manastırı Latmos’un eteğinde tüm gizemliğiyle bizi bekliyordu. Üç günlük yürüyüşün sıkı temposu dördüncü gün de devam ediyordu. Yediler Manastırı’na inişimizin son etabı bir hayli karışık ve akrobasi gerektiren nitelikteydi. Manastırın içine vardığımızda ağırlaşan çantalarımızı bırakıp fresklerin bulunduğu kovuğa gittik. M.S 7. yüzyılda Hıristiyan inancının gizli yayılışının en iyi örneklerinden biri olan manastır oldukça hasar görmüş durumdaydı. Merakla kalıntılar arasında dolaştık. Sonra manastırın ana binasında biraraya gelip Bafa Gölü’nün panoramasını kendi dünyalarımızda kaybolarak izledik. Ve Latmos’un eteğindeki tarih zenginliğini tüm ihtişamı ve gizemiyle yansıtan Yediler Manastırı’na arkamızı dönerek oradan ayrıldık. Yaklaşık iki saat sonra Gülyaka Köyü’ndeydik. Bizi almaya gelen Kubilay’ı gören Lassie sevinçten çıldırmış gibiydi. Kapılar Köyü ve Selene’s Pansiyon’a ulaştıktan sonra hüzün ve neşenin birbirine karıştığı bol sohbetli bir yemek yedik. Artık dönüş yolu gözükmüştü. Gece tekrar Bodrum’un sonbahar atmosferindeydik.


“Bafa Gölü, Heraklia” hakkında yorum yapılmamış

Bu başlıkta yorumlar kapatılmış.